Alkım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alkım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.7.12

Yeni Bir Okuma Hedefi


Daha önceki yazılarımda Alkım sevgimden ve bitmeyen taksit paradoksumdan bahsetmiştim. Durumum o kadar vahim bir durum aldı ki artık oradaki görevlilerle aramızda bir şaka konusu bile oluyor bu durum. Kasıma kadar kendime kitap alma yasağı uyguluyorum. Kasımda hepimizin malumu TÜYAP kitap fuarı var. Hem bu sırada fuar içinde biraz birikim yapmış olurum. Zira istediğin her kitabı bulmak bir yana oradan kitap almak ve eve ellerin kolların kitap dolu olarak dönmenin zevki de bir ayrıdır.

Tabi kitap alma yasağının maddi yanı sıra asıl önemli kısmı elimdeki kitapları bitirmek. Elimde mutlaka okunması gereken edebi eserlerden tutunda, Cemil Meriç gibi okunmayanın ayıplandığı kaynak eserler de mevcut. Buna çare olarak da bu süre içinde elimdekileri bitirmeye karar verdim. Bu ana kitapların yanına keyiflik kitaplar eklemeyi de eksik etmedim. Ama geride hala Thomas More'un Ütopyası, Ahmet Hamdi'nin Mahur Bestesi gibi çok önemli eserler var. Belki dayanamayıp onlara da el atabilirim.
Bizim evimizde çok geniş bir kütüphane var içinde hukuk kitapları, klasikler, dini kitaplar, psikolojiye dair kitaplar gibi pek çok konu yer alır. Kitaplarımıza mahsus bir odamız olmasına rağmen oraya dahi gönlümüzce sığabilmiş değiliz.

Benim okuma alışkanlığım anne-babamdan geliyor. Babam da benim gibi hukukçu hatta o bir avukat hem alanı ile ilgili kitapları çok okur hem de ne türden olursa olsun kitap okumaya çok meraklıdır. Hatta bu merakını tutkusunu eline geçirdiği her gence de empoze eder. Onun bu nasihatleri çevremizde meşhurdur.
Ben Çalıkuşu'nu (ki kendisi benim en sevdiğim eserdir), Freud'u, Nietzsche'yi, dini ve felsefi kitapları hep annemden gördüm. Ben küçükken sürekli bu kitapları okur beni de özendirirdi. Annem henüz 10 yaşındayken rus klasiklerini tam metin ciltli çevirilerinden okuyup bitirmiş. Bizim kütüphanemiz gibi rahmetli dedemin kütüphanesi de çok zengindi. Bir okuduğunu unutmaz annem, bu bakımdan ona çok özenmişimdir hep. 

İşte böyle bir ortamda elimdeki kitapları bitirmek ve ailemizin her bireyi tarafından kütüphaneye katılacak yeni eserler için hazırlıklı hale gelmek çok önemli. İsterseniz bir de okunacaklar listemize göz atalım;


  1. Jurnal I / Cemil Meriç
  2. Bu Ülke / Cemil Meriç
  3. Bir Dünyanın Eşiğinde / Cemil Meriç
  4. Saint Simon / Cemil Meriç
  5. Umrandan Uygarlığa / Cemil Meriç
  6. Mağaradakiler / Cemil Meriç
  7. Kırk Ambar I  / Cemil Meriç
  8. Kırk Ambar II / Cemil Meriç
  9. Işık Doğudan Gelir / Cemil Meriç
  10. Babam Cemil Meriç / Ümit Meriç
  11. Esir Şehrin İnsanları / Kemal Tahir
  12. Esir Şehrin Mahpusu / Kemal Tahir
  13. Yol Ayrımı / Kemal Tahir
  14. Beş Şehir / Ahmet Hamdi Tanpınar
  15. Güvercinin Kanatları / Henry James
  16. Soneler / William Shakespeare
  17. Bir Savaşın Tasviri / Franz Kafka
  18. Kendine Ait Bir Oda / Virginia Woolf
  19. Gülliver’in Seyahatleri / Jonathan Swift
  20. Hükümdar / Machiavelli
  21. Anadolu ve Ermenistana Yolculuk
Elbette bu eserlerin hepsini bitirmem mümkün değil ama en azından bu listeyi oldukça eritmeyi planlıyorum. Bana şans dileyin ve takipte kalın bu eserler okurken ve bittiğinde sizinle daha detaylı bilgilerini paylaşacağım;)

Bu acemi blogger’a birkaç kelimede olsa yorum bırakırsanız çok sevinirim. Yapıcı eleştirileri kim sevmez ki?

22.7.12

Herşey Bu Gün Başladı



Minik Bir Not: Öncelikle mevcut gecikmeden dolayı çok özür dilerim. Yaz okulu vizelerim dolayısıyla buralara oldukça uzak kaldım. Ama bunu birazdan uzun bir maraton ile telafi edeceğim. Yazılarımın bir kısmı hazır olsa da ben hepsini bir arada yazmak istedim. Umarım hoşunuza gider...

Uyarı: Bu ve bundan sonraki 7 yazı birbiriyle bağlantılı olacaktır. İlk yazılarımın uzun ve sıkıcı olmasını istemediğimden ve dahi özellikle kitaplara ayrı ayrı yer vermek istediğimden böyle bir yönteme başvurdum. Birbiriyle bağlantılı 8 konuyu ayrı ayrı ele alacağım. Ve umuyorum ki linklerle de birbirine bağlayacağım:)

Her şeyin başladığı gün aslında 03.05.1991 gecesi ama o kadar gerilere gitmeye gerek yok. Bu yıl özel bir doğum günü geçirmeyi çok istedim. Lakin doğum günümü ne haftalar öncesinden hatırlattığım hatta hediye siparişi bile verdiğim babam, ne de en yakınlarım adam akıllı kutlamadı. Ama artık önemsemiyorum çünkü bu da kendime hayatta yeni bir yol çizmemi sağladı. No Reservations filminde Kate karakteri (Catherine Zeta Jones) şu sözleri kullandı: “İlkeli olmanın nesi yanlış? Bu her şeyi dizginlemek değil, sadece her şeyi düzgün yapmak isterim. Bu yüzden de sonunda her şeyi kendim yaparım.” Aslında benim durumumda oldukça böyle. Yok yere ilkelerimden taviz vermekten hiç hoşlanmıyorum, her şeyin düzgün yapılması ise bence çok önemli. Zamanında taviz verdiğim bunca şeyi düşününce keşke diyorum, hep sınırlarımı korusaydım. İşte bu katı ilkelerle yola çıktım ve kimseden bir şey beklemeden kendime harika bir doğum günü düzenledim. Tabi kendi başıma… Belki pasta yoktu ama bolca kitap ve kahve vardı, yetmez mi?




Doğum günüme önce kendimi içinde en iyi hissettiğim şeyleri giymek ve o sabah kendime iyi davranmakla başladım. Sabah erken kalkıp erkenden yola çıktım. Harika bir vapur yolculuğundan sonra kimin içine mutluluk dolmaz ki. Ne zaman sıkılsam bunun yeterince vapura binmemekten dolayı olduğunu düşünür oldum artık. Ardından Karaköy’de güzel bir kahve ve kruvasan eşliğinde güzel kitabım “Parçası Benden” ile kahvaltı yaptım. Kendisinden burada bahsedeceğiz; Parçası Benden İçin Tıklayın Daha sonra oradan tarihi Karaköy sokaklarından Antrepo 3’e gittim. “Van Gogh Alive”ın tadını çıkardım. Tabi gitmeden önce araştırma yapmamın bu sefaya katkısı çok. Araştırmalarım için kullandığım kaynaklardan da burada bahsedeceğiz; Van Gogh İçin Tıklayın Hatta kendisinde çok uzun süre kaldım. Hatta bir çıktım ama dayanamadım, bir daha girdim. Ama biz çok abartmayalım çünkü kendisinden burada bahsedeceğiz; Van Gogh Alive İçin Tıklayın  Sevgili Düğme’yle buluşmak için Kadıköy’e geçtim. Kendisini beklemem gerektiği için bana biraz kitapçı gezme fırsatı doğmuş oldu:) önce çok istediğim “Bir Ressamın Bahçe Güncesi” eserini almak için yol üstündeki bir kitapçıya, Ada’ya uğradım ki biz kendisinden burada detaylı olarak bahsedeceğiz; Bir Ressamın Bahçe Güncesi İçin Tıklayın Oradan Nezih’e geçip sevgili ilk “Lamy”me kavuştum, ki biz kendisinden burada bahsedeceğiz; Lamy İçin Tıklayın Daha sonra sevgili dostumla buluşup bir kahve daha içme mutluluğuna erdim. Oradan birlikte Alkım’a geçtik ki bu günün mutluluğunun tavan yaptığı anlardan biriydi. Alkım benim için her zaman özel bir yer olmuştur. Daha ilkokuldayken babam beni alır oraya götürürdü. Alkım kartımı ilk aldığımdan beri bir ayım bile taksitsiz geçmedi. Bitmeyen bir taksit paradoksum var. Ama yine de halimden memnunum. Oradan da “Sırça Fanus”, “Uğultulu Tepeler” ve “Kendine Ait Bir Oda” aldım. Ki biz biri hariç kendilerinden burada bahsedeceğiz Sırça Fanus İçin Tıklayın , Uğultulu Tepeler İçin Tıklayın . Elim kolum kitap dolu eve dönerken duyduğum mutluluğu tahmin edersiniz. Hepinize böyle güzel günler dilerim. Mutluluğunuz elektrik kesildiği gece gökyüzündeki yıldızlar kadar bol olsun:)
Bunlar da doğum günü hediyelerim; İncesaz / Kalbimdeki Deniz, Sylvia Plath / Sırça Fanus, Emily Bronte / Uğultulu Tepeler, Virgina Woolf / Kendine Ait Bir Oda, Arkadaşlarımdan / Kırmızı Keds, Aysun Berktay Özmen / Bir Ressamın Bahçe Güncesi, Lamy Safari Beyaz


Bu acemi blogger’a birkaç kelimede olsa yorum bırakırsanız çok sevinirim. Yapıcı eleştirileri kim sevmez ki?