28.7.12

Alışveriş #1 / Kadıköy Kabalcı

Kadıköy'e Kabalcı açıldığını duymayan kalmamıştır herhalde. Benim ilk duyduğumda yüzümdeki kocaman gülümseme, mağazanın önüne gelince daha da bir arttı. Çünkü Kadıköy Kabalcı, İETT otobüs duraklarının hemen karşısında ve ben okuldan dönerken her gün oradan geçerim. Üniversiteye başladığımdan beri her dönem başı ve her depresyon dönemi Kabalcı dönemidir benim için. Gider bütün ürünleri tek tek inceler cebimdeki paranın neredeyse tamamını kitaplara, kalemlere, defterlere verir çıkarım, hele o Morning Glory defterler! Bunun içindir ki babam bu haberi duyduğunda önce bir duraksadı. Ama o da benim gibi bir kalem-kağıt-kitap fedaisi olduğundan çok da içerlemedi bu duruma.

İlk ziyaretimde henüz tam yerleşmemişti mağaza bunun içinde küçük şeyler alıp çıktım.
Resimde gördüğünüz siyah kurşun kalemler Morning Glory. Ben kurşun kalemi özellikle silgililerini çok seviyorum. Ortada ki açık renk olan Bic marka, ben daha ilkokuldayken babam alırdı, kalemi çok sert tuttuğum için ucu çabuk kırılırdı bunun içinde esnek kalemlerden almıştı bana. Hala kalemi çok sert tutuyorum sanırım hatta bunun için parmağımda oldukça belirgin bir nasır bile mevcut. Diğerleri ise Stabilo'nun kalemleri. Stabilo ve Bic'i evimin yakınlarındaki bir kırtasiyeden aldım fakat bunlar sonuncuydu :/. Olsaydı birer paket almak isterdim. Ben hep aynı kalemleri kullanmaktan hoşlanıyorum. Burada resmi olmayan bir de altın sarısı alkım kalemlerim var sürekli kullandığım. Onları da müstakil bir yazıda toplayacağım ileri ki günlerde.

Paper clipler yani ataçlar ise minik siyahların üstünde bir marka yazmıyor ama altın sarısı olanlar Morning Glory ve itiraf etmeliyim ki onları sırf renklerinden dolayı aldım. Ben altın sarısı rengini önceleri hiç sevmezdim ama ne olduysa üniversiteye başladıktan sonra oldu ve bir anda altın sarısı tutkunu haline geldim. Ben paper clipleri ya notlarım için ya da farklı amaçlarla kullanıyorum. Paket ağzı kapatmak, bitmiş diş macunu için kullanmak bu amaçlardan bazıları. İleri de bunları da ayrı bir post halinde size sunmayı amaçlıyorum.

Bu minik alışveriş ne kadar niteliksiz de olsa benim ilk Kadıköy Kabalcı alışverişim olması sebebiyle benim için çok özel.

Eğer ataçları ve kalemleri beğendiyseniz Kabalcı'dan alınanlar her iki Kabalcı mağazasında da mevcut. Diğerlerine ise yani Stabilo ve Bic olanlara ise daha önce Carrefour'larda rastlamıştım.

Hepinizin mutlulukları umarım benim şu minik alışverişimden aldığım zevkin on milyon bin yüz katı fazlası olur!

Bu acemi blogger’a birkaç kelimede olsa yorum bırakırsanız çok sevinirim. Yapıcı eleştirileri kim sevmez ki?

27.7.12

Yeni Bir Okuma Hedefi


Daha önceki yazılarımda Alkım sevgimden ve bitmeyen taksit paradoksumdan bahsetmiştim. Durumum o kadar vahim bir durum aldı ki artık oradaki görevlilerle aramızda bir şaka konusu bile oluyor bu durum. Kasıma kadar kendime kitap alma yasağı uyguluyorum. Kasımda hepimizin malumu TÜYAP kitap fuarı var. Hem bu sırada fuar içinde biraz birikim yapmış olurum. Zira istediğin her kitabı bulmak bir yana oradan kitap almak ve eve ellerin kolların kitap dolu olarak dönmenin zevki de bir ayrıdır.

Tabi kitap alma yasağının maddi yanı sıra asıl önemli kısmı elimdeki kitapları bitirmek. Elimde mutlaka okunması gereken edebi eserlerden tutunda, Cemil Meriç gibi okunmayanın ayıplandığı kaynak eserler de mevcut. Buna çare olarak da bu süre içinde elimdekileri bitirmeye karar verdim. Bu ana kitapların yanına keyiflik kitaplar eklemeyi de eksik etmedim. Ama geride hala Thomas More'un Ütopyası, Ahmet Hamdi'nin Mahur Bestesi gibi çok önemli eserler var. Belki dayanamayıp onlara da el atabilirim.
Bizim evimizde çok geniş bir kütüphane var içinde hukuk kitapları, klasikler, dini kitaplar, psikolojiye dair kitaplar gibi pek çok konu yer alır. Kitaplarımıza mahsus bir odamız olmasına rağmen oraya dahi gönlümüzce sığabilmiş değiliz.

Benim okuma alışkanlığım anne-babamdan geliyor. Babam da benim gibi hukukçu hatta o bir avukat hem alanı ile ilgili kitapları çok okur hem de ne türden olursa olsun kitap okumaya çok meraklıdır. Hatta bu merakını tutkusunu eline geçirdiği her gence de empoze eder. Onun bu nasihatleri çevremizde meşhurdur.
Ben Çalıkuşu'nu (ki kendisi benim en sevdiğim eserdir), Freud'u, Nietzsche'yi, dini ve felsefi kitapları hep annemden gördüm. Ben küçükken sürekli bu kitapları okur beni de özendirirdi. Annem henüz 10 yaşındayken rus klasiklerini tam metin ciltli çevirilerinden okuyup bitirmiş. Bizim kütüphanemiz gibi rahmetli dedemin kütüphanesi de çok zengindi. Bir okuduğunu unutmaz annem, bu bakımdan ona çok özenmişimdir hep. 

İşte böyle bir ortamda elimdeki kitapları bitirmek ve ailemizin her bireyi tarafından kütüphaneye katılacak yeni eserler için hazırlıklı hale gelmek çok önemli. İsterseniz bir de okunacaklar listemize göz atalım;


  1. Jurnal I / Cemil Meriç
  2. Bu Ülke / Cemil Meriç
  3. Bir Dünyanın Eşiğinde / Cemil Meriç
  4. Saint Simon / Cemil Meriç
  5. Umrandan Uygarlığa / Cemil Meriç
  6. Mağaradakiler / Cemil Meriç
  7. Kırk Ambar I  / Cemil Meriç
  8. Kırk Ambar II / Cemil Meriç
  9. Işık Doğudan Gelir / Cemil Meriç
  10. Babam Cemil Meriç / Ümit Meriç
  11. Esir Şehrin İnsanları / Kemal Tahir
  12. Esir Şehrin Mahpusu / Kemal Tahir
  13. Yol Ayrımı / Kemal Tahir
  14. Beş Şehir / Ahmet Hamdi Tanpınar
  15. Güvercinin Kanatları / Henry James
  16. Soneler / William Shakespeare
  17. Bir Savaşın Tasviri / Franz Kafka
  18. Kendine Ait Bir Oda / Virginia Woolf
  19. Gülliver’in Seyahatleri / Jonathan Swift
  20. Hükümdar / Machiavelli
  21. Anadolu ve Ermenistana Yolculuk
Elbette bu eserlerin hepsini bitirmem mümkün değil ama en azından bu listeyi oldukça eritmeyi planlıyorum. Bana şans dileyin ve takipte kalın bu eserler okurken ve bittiğinde sizinle daha detaylı bilgilerini paylaşacağım;)

Bu acemi blogger’a birkaç kelimede olsa yorum bırakırsanız çok sevinirim. Yapıcı eleştirileri kim sevmez ki?

Uğultulu Tepeler / Emily Brontë


Kitap Adı :           Uğultulu Tepeler
Yazar :                 Emily Bronte
Çevirmen   :         Naciye Akseki Öncül
Yayınevi :             Can
Tür :                     Roman
Sayfa Sayısı :        405
Alıntı :                   “Eşiği atlamadan önce, evin ön cephesine, özellikle giriş kapısının çevresine serpilmiş acayip kabartmaları incelemek için durdum. Kapının üstünde, artık çürüyüp dökülmeye başlamış ejderhalarla çıplak çocuklar arasında ‘1500’ tarihini ve ‘Hareton Earnshaw’ adını seçtim. Bir şeyler söyleyip hırçın sahibinden bu evin geçmişiyle ilgili kısa bir bilgi isteyecektim; ama kapıdaki duruşuyla, ya hemen içeri gir ya da çek git, der gibiydi. Benim de evin içini görmeden onun sabrını tüketmeye hiç niyetim yoktu.”
Arka Kapak :      “İngiltere’de XIX. Yüzyılın ikinci yarısı, “Victoria Dönemi” olarak adlandırılan bu dönem, orta sınıfın yükselişini, gösterişli yaşamların moda oluşunu simgeler. Bronte kardeşler, kadının edebiyatla uğraşmasının hoş görülmediği bu yıllarda, önce bir erkek kimliğiyle şiirler, sonra kendi adlarıyla klasikler araında yer alacak üç önemli romana imza atmıştır. Emily Bronte 1848’de öldüğünde dünya edebiyatının en güzel romanlarından birini, Uğultulu Tepeler’i bırakmıştır ardında. Bu Victoria dönemi romanı, kimine göre dünyanın gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı, kimine göre her okunuşunda değişik tatlar veren çağlar ötesi bir eser, ya da insanın içine işleyen bir anlatımla dile getirilmiş uzun bir şiirdir.
Ölümünden bir yıl önce bitirdiği Uğultulu Tepeler’deki kişilerin yalnızca hayal ürünü kişiler olmadığı, Bronte’nin çevresindeki gerçek kişilerden derin izler taşıdığı da bir gerçektir. Sevgi, kin, nefret, öç alam tutkusu gibi duygularla örülü bu gençlik öyküsü (…). Daha otuz yaşındayken veremden ölen, son derece duyarlı, hiç evlenmemiş bu genç kadın yazar, tüm canlılığıyla bu romanda vardır. Okuyanın yaşına, deneyimlerine ve duyarlığına göre değişkenlik gösteren, farklı zamanlarda okunduğunda değişik tatlar veren, tekrar okuma isteği uyandıran bir başyapıt.”
Yorum :                               Uğultulu Tepeler aşk, nefret, öç alma, hırs gibi duyguları çok yoğun içeriyor. Bunlardan çoğu benim henüz tanışmadığım duygular onun içinde ben kitabın içindeki öyküye bu noktada yabancı kalıyorum. Ve kitabı bir daha okumayı düşünüyorum çünkü kitabın arka kapağında da okuduğum yorumlarda da her okunuşunda ayrı bir tat verdiği söyleniyor, bunu yaşamayı isterim.
Puan :                   7
Not :                     Arka kapaklarını da yazdığım romanların yorumları eksik kalıyor çünkü zaten inandığım şeyler, düşündüklerim orada belirtiliyor aksi halde orada yer almazlardı. Yetersiz yorumlarımı acemiliğime veriyorum, ileride her şey daha profesyonelce olacak.


Bu acemi blogger’a birkaç kelimede olsa yorum bırakırsanız çok sevinirim. Yapıcı eleştirileri kim sevmez ki?